Ağaç Sıçanı

Gönderi Tarihi: Ekim 18th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: A

sıçanAfrika’nın  küçük ağaç sıçanı  (Dendromys), dev fare’nin aksine minik ve zarif bir hayvandır. Sahra’ tun güneyinde yaşayan bu hayvananın sırtında bir veya daha fazla toyu renk çizgi vardır. Yüksek ağaçlardan ziyade çalıların ve yüksek otların arasında bulunurlar.

Asya ile Pasifik’in olağanüstü fareleriyle sıçanları

Farelerin dahi bazı güzel akrabaları olabilir.  Uzun kuyruklu ağaç sıçanı  (Vandeleuria), kızıl veya parlak kestane renginde kürkü olan cazip bir küçük sıçandır. Seylan ile Hindistan ve Çin Hindi arasındaki Doğu Asya bölgelerindeki ağaçlarda yasayarak geceleyin bu ağaçların meyvaları ve goncalarıyla beslenir. Gündüzleri dalların arasındaki yuvasında, yahut bir ağaç kovuğunda dinlenir. Uzun kuyruğu ona ilâve bir el vazifesi görür.

Çin Hindi’nin  marmoset ağaç sıçanı  nın (Hapalomys), minik bir maymun gibi elleri vardır. Başparmağının öbür parmaklara karşı oluşu sayesinde ince dalları kavrayabilir ve tohumla meyva taplayabilir. Sırtı kahverengimsi gri, karnı ise kar gibi beyaz olan bu enteresan sıçanın kuyruğunun ucunda bir püskül bulunur.

Hindistan ile Seylan’ın  kahve faresi  (Golunda), koca koca çiftlikleri mahvettiğinden kahve endüstrisi için önemli bir tehlike teşkil eder.
Yeni Gine’de de şaşılacak derecede çok fare vardır. Vücut uzunluğu 30 santimi geçen  mozayik kuyruklu fare  (Uromys), en irilerinden biridir. Bu hayvan, ismini, kuyruğundaki pulların mozayik tarzında sıralanmasından almıştır. Bu kudretli fare, keski gibi ön dişleriyle bir hindistan cevizinin kabuğunu kesebilir.
Bu farenin etini çok seven yerliler, hayvanı gündüzleri palmiye ağaçlarında  uyurken avlarlar.

Ağaç semenderi

Gönderi Tarihi: Ekim 18th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: A

Ağaç semenderiAğaç semenderine tabiat bilginleri, Kaliforniya’daki rutubetli madenlerde çok rastlamışlardır. Yaklaşık olarak 15 santim uzunluğundaki bu kalın yapılı türün pürüzsüz bir kahverengi derisi vardır, yanlarında sarı noktalar göze çarpar. Aynı bölgelerdeki oluklar, hayvanın vücuduna kaburga görünüşü verir. Kafa, oldukça Önde yer alan gözlerin arkasında belirli derece genişler.

Ağaç semenderi naşıl gelişir:

Ağaç semenderi’nin ilk gelişme safhaları, yumurtayı örten şeffaf zarftan içeriye bakılarak görülebilir. Bacak haline gelecek yumrulardan önce öndekiler sonra arkadakiler bitmeye başlar. Yavru daha yumurtadan çıkmadan önce yok olacak olan solungaçlar, birkaç gün sonra yetişmeye başlar. Solungaçlar uzaya, yiyecek deposu yumurta darısının üzerine kıvrılmış embriyondu bile aşar. Bu geçici solungaçlar günlerden sonra kaybolmaya başlar ve minik hayvan, ıslak yumurta zarlarının içinde tam semender şeklini alırken tamamıyle yok olur.
Ağaç semenderi, yumurtalarını bazen yere yumurtlarsa da, onları çok kere meşe ağaçlarının yerden 6 metre yüksekteki kovuklarına yerleştirir. Yumurtalar oldukça iridirler, çapları bazen 0.9 santimi bulur. Her biri, kovuğun tavanına ince ve jelatinimsi bir iplikle bağlıdır. Ergin semender çok kere on iki veya on dokuz yumurtanın etrafında çöreklenmiş vaziyette bulunur. Yumurtalar temmuz ve ağustos aylarında Kaliforniya’nın toprağı sıcak ve kuruyken yumurtlanır. Ağaç semenderi’nin yumurtlamak için meşe ağaçlarının kovuklarım araması, belki de buralarda bir derece kadar nem bulunmasından ileri gelir. Annenin, nemli vücudunu yumurtalara sarmasının sebebinin, bunların gelişemeyecek kadar kurumasını önlemek olduğu  ileri sürülmüştür.
2.5 santim uzunluğundaki yavru semender, iki ay kadar sonra yumurtadan çıkarken, vücudunda yumurta sarısından arta kalmış bir miktar yiyecek muhafaza etmiştir. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra küme olmak suretiyle kurumanın önüne geçerler. Çok geçmeden Pasifik bölgesinin yağmurları da yuvadan ayrılmalarına müsaade edecek nemi getirir. Yavru semenderler böylece yere inerek kışı beslenmekle geçirirler. Yaz sıcakları onları tekrar bir sığmak aramaya sevkedecek, bu arada ağaçları veya eski maden tünelleri gibi nemli yerleri tercih edeceklerdir.
Bununla beraber, ağaç semenderlerinin hayatlarının büyük bir kısmım ağaçlarda geçirdiklerine şüphe yoktur. Parmaklarının, uçlarında daha geniş ve az çok yassılmış olması, ağaçlara tırmanmakta yararlı olduklarını   gösterir.
Ağaç semenderi, tırmanırken düşmemek için bir tedbir olarak tıpkı opossum gibi kuyruğunu bir dalın etrafına sarabilir. Öbür kara semenderlerinin kuyruğu kolayca kırılabilir, bu tertip ise çok kere düşmanın dikkatini dağıtarak semenderin kurtulmasına yol açar. Fakat ağaç semenderi’nin kuyruğu kolay kolay kırılmaz.

Ağaç semenderi beslenmesi:

Ağaç semenderi geceleyin ağaçların üzerinde ve yerde ava çıkar. Böceklerden karıncaları ve kınkanatlıları çok yer. Tabiat bilginleri ele geçen bazı ağaç semenderlerinin dışkısında tahta parçalarına ve yosuna da rastlamışlardır. Buna dayanarak, meşe ağacı kovuklarının içinde yetişen yosunların, kuru yaz aylarında barınaklarından çıkamayan semenderler tarafından yenildiğine kanaat getirmişlerdir. «Plethodontidae»   ailesinin   bütün  üyeleri gibi ağaç semenderi’nin de akciğerleri yoktur. Derisi yoluyla solunum yapar, ayrıca boğaz hareketlerinin yardımıyle ağzına bava çekebilir. Çıkardığı sıçanımsı cıyaklamanın, boğazındaki havanın dışarı atılmasından ileri gelmesi mümkündür.
Bu hayvanın dişleri kama biçiminde ve büyüklüğüne göre olağanüstü iridir. Erginleri, önlerine sürülen bir değneği veya parmağı ısırırlar.

Ağaç sansar

Gönderi Tarihi: Ekim 18th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: A

ağaç sansarıGerçek ağaç sansarı  ile samur  (Martes), bütün etoburların arasında en güzel ve en ince tüylü kürklerin sahipleridirler. Bu kürk, çinçilya’ınnkinden dahi dayanıklıdır. Yumuşak, gür, dolgun ve genellikle zengin bir altın tonlu kahverengidir.
Ağaçların tepelerinin bu kralları güzel hayvanlardır. Başları biçimli, kulakları da oldukça iri ve yuvarlaktır. Boyunlarında sarı bir leke dikkati çeker. Kedi uzunluğundaki vücudun yarısı boyda olan kuyruk, til-kininki kadar tüylüdür.
Ağaç sansarı veya samur (ki bunların isimleri genellikle karıştırılır), Kuzey Yarımküresi’nin sık ormanlarında yaşar. Bu faal ve çevik tırmanıcı bir ağacın tepesine şimşek hızıyla fırlayabilir. Bu bakımdan en hızlı sincapları dahi geride bırakır. Sincaplar bu yarışta geri kalmalarını hayatlarıyla öderler.

Vahşî bir dövüşçü:

Gelincik ailesinin öbür üyeleri gibi pek yırtıcı olan ağaç sansarı bazen kendinden defalarca büyük hayvanlarla dövüşür. Iskoçya’da bir ağaç sansarı’nın bir şevyot koyununa sarıldığı görülmüştür. Koyun, kafası bir kayaya toslamış olarak ölü bulunmuştu. Bu çarpışma esnasında can veren ağaç sansarının ölüsü de koyunun altından çıkmıştı. Koyun, boynundaki bir yaradan ileri gelen kan kaybından ölmüştü.
Fakat bu küçük ağaç sansarı normal olarak kendinden küçük hayvanlarla beslenir. Yiyecek listesinde orman tavuğu sıçan ve tavşan önemli bir yer tutar. Sonbaharda böğürtlenimsi orman yemişleri olgunlaşınca, ağaç sansarı bunlardan da bol bol yiyerek şişmanlar.
Pençeleri ve zekâsı o kadar keskindir ki, ağaç sansarı pek az hayvana yem olur. Yalnız büyük boynuzlu  baykuşla  vaşağın  onu  avlamakta başarıya ulaştıkları görülmüştür. Ağaç sansarı, bu hayvanlara yem olmadığı veya avcıların kapanına yakalanmadığı takdirde, on yedi yıl kadar yaşayabilir.

Konfor düşkünü bir hayvan:

Sıcaklık ve konfor düşkünü ağaç sansarı büyük bir ağacın dalında güneşlenmeyi pek sever. Yosunla astarlanmış yuvası, yerin biraz yukarısındaki bir ağaç kovuğunda, bazen de bir yeraltı inindedir. Hayvan sudan nefret ettiği için, yağmurlu günlerde yuvasında kalır ve ayaklarını ıslatmaktansa, aç oturmayı tercih eder. Kış mevsiminde kış uykusuna yatmaz.

Dört küçük kör:

Ağaç sansarları temmuz ve ağustosta çiftleşirler. Çoğu zaman sayıca dört olan yavrular doğana kadar epey zaman geçer. Öyle olduğu halde, yavrular kör ve çıplak olarak dünyaya gelirler. Gözleri beş haftalık oldukları zaman açılır. Baba yavrularıyla ilgilenmez. Anne sonbahara kadar iş başındadır. Yavrular bu vakit anneleriyle babalarına benzemiş ve ağaçların üzerindeki hayata hazır hale gelmiş olurlar.
Ağaç sansarları çiftleşme mevsiminin dışında yalnız yaşar ve yalnız avlanırlar. Sincaplar gibi, onlar da fazla yiyeceklerini gömerler. Bir daldan ötekine atlayarak, bazen de yerde koşarak zavallı sincapları kovalar ve sincap onların giremiyeceği kadar ufak bir deliğe sığmıncaya, ya da boynundan ısırüarak ölünceye kadar bu kovalamacaya son vermezler.

Öldürücü bir merak:

Ağaç sansarı insanlardan hoşlanmadığı ve medeniyet ilerledikçe ıssız bölgelere çekildiği halde, insan elinden çıkma kapanlardan kaçınmayı öğrenememişlerdir. Denilebilir ki, Kanada’nın kuzey ormanlarında yakalanması en kolay olan hayvanlardandır. Kapanne kadar meydanda olursa, ağaç sansarı’nın veya samurun yakalanması ihtimali o kadar kuvvetlidir. Bu de her halde hayvanın bir türlü hâkine olamadığı merakından ileri gelir.
Sansar ve samur, kürkünün büyük kıymeti sebebiyle çok avlanır. Ça buk üremediğine ve büyük bir ih timalle iki yılda bir çiftleştiğine gö re, bu gidişle soyunun tükenmes: yakındır. Bugün Kanada’da yılda yirmi bin ağaç sansarı ve samuı avlanmaktadır.

Puhu kuşu

Gönderi Tarihi: Ekim 17th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: P

puhu kuşuPuhu kuşu (Bubo bubo)’na kuşlar dünyasının   kaplanı  veya  gecelerin kralı  gibi lâkaplar yakıştırılagelmiştir. Bütün baykuşların bu en kudretlisi, 63-77 santimlik vücuduyla aynı zamanda en iri baykuşlardan biridir. Bazı ülkelerde ismi  büyük kulaklı baykuş  dur. Gerçekten de, tüylerinde kızıhmsı kahverenginin yokluğu hesaba katılmadığı takdirde, kulaklı orman baykuşunun dev bir kopyesidir. Kanatları kısadır. Sık tüyleri sırtında koyu pasa çalan bir sarı, gırtlağında sarımsı beyaz, karnında gene pas sarışıdır. Bağının üzerindeki kulak görünüşündeki tüy kümeleri siyahtır. Görüldüğü gibi, pas sarısı ve siyah olmak üzere iki renkten meydana gelen  tüyleri düz ve ondüleli çizgilidir.
Puhu kuşu’nun yurdu Eski Dünya’ nın bütün kuzeysel bölgelerini kaplar. Dağlık bölgeleri tercih eder, fakat ormanı olması şartıyle ovalara da rağbet eder. Ender de olsa, insanların bulunduğu bölgelere sokulanları da vardır.

Ortalık kararınca puhu kuşunun da av zamanı başlar. Gündüzlerini kayaların arasındaki bir mağarada, ya da bir ağacın en tepesinde gözleri ya yarı yarıya, ya da büsbütün kapalı olarak uyuklamakla geçirir. Fakat en ufak bir gürültü karşısında gözlerini açar, başını sağa, sola çevirir, bir tehlike sezdiği anda ise derhal uçup giderek kendine daha emin bir gizlenme yeri bulmaya bakar. Güneş battıktan sonra ağır ağır uçuşa geçerek bir kayanın, ya da yüksek bir ağâcm üzerine konar ve özellikle ilkbaharda meşhur  bunu  çağrısını duyurur. Mehtaplı gecelerde karanlık gecelerden daha sık, hele çiftleşme mevsiminde aralıksız bütün gece bağırır. Sesi gerçekten o kadar korkunçtur ki, bunu duyan batıl inanışı bol kimselerin tüylerinin diken diken olmasına hak vermemek elde değildir. Puhu kuşu başlıca tavşanlar, fareler ve hemen bütün orta irilikteki omurgalı hayvanlarla beslenir. Arada evcil bir kediyi, bir tavuğu, ya da bir kokarcayı yakaladığı olur. Hindileri tüneklerinden kaptığı ve kartalları kaçırdığı görülmüştür. Gagası kudretli, ayaklan borda kancası gibidir.
Bu baykuş değme yırtıcı kuştan daha vahşî mizaçlıdır. Küçükken yuvalarından alman yavru puhu-kuşları bile gaddardırlar ve bir türlü yola gelmezler. Baykuşların çoğunluğunda olduğu gibi, dişi puhu kuşu da erkeğinden iridir. Sesinin perdesi erkeğinkinden farklı olduğundan, birbirine cevap veren erkek ve dişi puhu kuşunun sesleri ayırt  edilebilir.
İriliğine ve yırtıcılığına rağmen, puhu kuşu ihtiyatlı bir yaratıktır. Baykuşların hiç biri, kuşların dünyasında onun kadar nefret kazanmamıştır. Arada bazı gündüz kuşlarının, hatta başka baykuşların ona karşı birleştikleri olur. Uzun ömürlü bir kuştur, iyi bakım gördüğü takdirde çok yaşar. Hayvanat bahçesindeki bir puhu kuşu altmış sekiz yaşma kadar yaşamıştı. Tabiat ta bu kadar çok yaşayanı enderdir
tabiî. Puhu kuşu genel olarak çevreye ayak uydurabilen bir kuştur: İğneli ve yapraklı ağaçlı ormanlarda olduğu gibi, çöllerde de barınabilir. Baykuşların çoğu uzun göçlere girişmez, fakat yiyecek kıtlığının baş göstermesi halinde bazılarının güneye indiği olur.
Puhu kuşunun Avrupa’da, Asya’ da ve Kuzey Amerika’da yaşadığını gördük. Akraba bazı çeşitlere Hindistan ile Afrika’da da rastlanmıştır.

Puhu kuşu rüya tabiri

Rüyada Puhu kuşu
Puhu kuşu baykus cinsinden bir kuş oldugu için yorumcular bunu da baykuş gibi tabir etmektedirler. Ancak Ebu Sait El-Vaiz, dinsiz, haram yer, kavgaci, kötü bir adam olarak yorumlamaktadir. Kirmani’ye göre; puhu kusu görmek, bir tehlike için önceden uyarilma anlamina da gelir. Puhu kusunun aci aci ötüsünü isitmek, bir yakininizin size üzüntü verecek bir halini duymaya da tabir olunur.

Avrupa’daki bu en büyük baykuşun nesli neredeyse tükenmişti. Türlerin korunmasına yönelik programlar sayesinde puhu kuşuna Almanya’nın her yerinde rastlanmaktadır. Puhu kuşu geceleri avlanan bir yırtıcı kuştur olup özellikle fare, kuş ve balık avlar.

Kulaklı Orman Baykuşu

Gönderi Tarihi: Ekim 17th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: K

Kulaklı Orman BaykuşuKulaklı Orman Baykuşu (Asio otus), 64 derece kuzey enleminden itibaren bütün Avrupa’da, ayrıca orman sınırının kuzeyinden itibaren Urallarla Japonya arasındaki bütün Orta Asya’da bulunur. Kuzey Amerika’nın en yaygın baykuşu belki odur. 30-35 santim uzunluğundaki bu küçük kuşun, Amerika’da «çığlıklı baykuş» diye isimlendirilmesine sebep olan kendine öz matemli bir çağrısı vardır. Ağaç kovuğu olan her yerde, hatta bu kovuklu ağaç bir köyün ortasında bulunsa dahi, bir kulaklı orman baykuşu bulunabilir. Kuş gündüzleri kovuğunda dinlenir, zamanı gelince de yumurtalarını buraya yumurtlar. Birçok baykuş gibi bunun da alnında kulağa benzeyen birer tüy kümesi vardır. Kulaklı Orman BaykuşGri renkte olanları olduğu gibi, kızılımsı kahverengi olanları da vardır. Bu renk ayrılığının cinsiyetle veya yaşla ilgisi yoktur, bir kuluçkada gri. yavrularla kahverengi yavrulara bir arada rastlanabilir. Bu baykuşun sırtı, fon renginden daha koyu lekeli, noktalı, ondüleli veya yol yoldur, daha açık olan karın bölgesiyle göğüs bölgesinde uzunlamasına lekeler göze çarpar. Kanat ve kuyruk tüyleri çizgilidir.

Kulaklı orman baykuşu (Asio otus), baykuşgiller (Strigidae) familyasından büyük, dimdik duran ve gece gezen bir baykuş türü.

Istrahat halinde toparlak görünür, ancak uyarı halinde gergin, ince ve dimdik durur. Uyarı halinde iken kulak tüylerini dikleştirir ve koyu turuncu gözlerinin üstündeki siyah beyaz yüz deseniyle bir ‘V’ oluşturur. Oldukça benekli ve çizgilidir, alt tarafı kır baykuşundan daha koyudur. Kanatlarda kır baykuşundakine benzer el bileği lekesi vardır, primerleri daha parlak turuncu-kirli sarıdır ve beyaz firar hattı yoktur. Gür, inlemeye benzeyen ve kısa bir ötüşü vardır.

Baykuş

Gönderi Tarihi: Ekim 17th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: B

baykuşBaykuşlar yırtıcı kuş olarak gündüz yırtıcı kuşlarına göre büyük bir avantajları vardır. Atmacaların, çaylakların, güçlü kanatlarının çıkardığı «vırr» gibilerden bir sesle avlarının üzerine inmelerine karşılık, onlar, tüylerinin havlara boğulmuş olması sayesinde, aynı öldürücü inişi tam bir sessizlik içinde başarırlar. Baykuş, geceleri ortalıkta dolaşan kemirici, soreks ve başka küçük memeliler için tevekkeli yüzde yüz ölüm değildir. Zararlı kemiricilerle böcekleri yok ettiklerine göre, baykuşların, insanoğlunun açısından kuşlarımızın en değerlileri arasında bulunmaları gerekir. Baykuşlar avlarını yerken, bunlardan sıçan gibi küçük olanlarını bütün olarak yutarlar. Sindirim eylemi tamamlandıktan sonra da, kurbanlarının kürk parçaları ile sindirilmeyen kemiklerini küçük topaklar şeklinde kusarlar. Baykuşların tüneği etrafında bazen bol sayıda rastlanan bu topaklar, dikkatle incelenince, bu kuşların nelerle beslendiklerine dair değerli bilgi verirler.
Baykuş geceleri faal bulunduğuna ve yırtıcı bir kuş olduğuna göre, tüylerinin parlak renkli olmaması gerekir ve değildir de. Buna kargılık tüylerinde aynı rengin çeşitli tonlarına ve gayet çetrefil desenlere rastlanır. Baykuşun gözleri de gece hayatına ve gece avcılığının şartlarına uymuştur. Baykuş gözleri bir kere çok iridir, bu sayede, geceleyin var olan pek zayjtf ışıktan azamî derecede faydalanır.
Baykuşlar bundan başka, her iki gözlerinin de yüzlerinin önünde olup ileriye bakması bakımından kuşların çoğunluğundan ayrılırlar. Öbür kuşlar bir cisme bir defada yalnız bir tek gözleriyle bakabilirleri Baykuşların, işitme duygulan da başka kuşlara kıyasla avantajlıdır. Gerçek dış kulak hiç bir kuşta yoksa da, baykuşların kulak deliklerini çeviren tüyler ince ve kılınışıdır, bu tertibin ise, ses dalgalarının kulağa girmelerini kolaylaştırması mümkündür. Bazı baykuşlarda kulak deliklerinin başka kuşlardakinden iri olduğu da görül müştür.
Baykuşun kanatları enli ve uzun, kuyruğu çok kere kısadır. Gagası kökünden itibaren kuvvetli kancalıdır. Pençelerine kadar tüylü bacakları orta uzunlukta, pençeleri iri, uzun, kuvvetli kavisli ve olağanüstü sivridir.
Birçok yırtıcı kuşlarda olduğu gibi, baykuşlarda da dişi erkeğinden büyüktür. Birçok baykuş türleri ağaç kovuklarında, başkaları kaya aralıklarında, terk edilmiş evlerde, çeşitli memelilerin inlerinde, hatta doğanlarla kargalar tarafından terk edilmiş yuvalarda yumurtlarlar. Sayısı, türüne göre 2 ile 10 arasında oynayan beyaz yumurtalar, kuşların coğunluğunkinden yuvarlaktır. Bu tertip, kuluçkada oturan kuşun onları, ağaç kovuğu gibi dar köşelerde evirip çevirmesini mümkün kılar. Bazı baykuşlar bir kartalın yuvasına sahip çıkacak derecede kavgacıdırlar. Yavru baykuşlar havla örtülüdürler ve muazzam iştahlarına rağmen gayet ağır olgunlaşırlar.
Akıl sembolü sayılan baykuş zeka bakımından birçok gündüz-yırtıcılardan geridir. Bütün baykuşlar ürkektir, fakat ihtiyatlı değildir, dostlarını tanımayı ender olarak öğrenirler ve bütün yabancılara karşı düşman gibi davranırlar. Daima hiddetli ve gaddardırlar. Kendi türlerinden kuşlarla iyi geçinirlerse de, bazen pisboğazlığa kapılırlar, bu sırada, yıllardır bir arada yaşayan iki baykuştan biri hayat arkadaşını tereddütsüzce parçalayıp yiyebilir. Aynı yuvada büyüyen kardeşlerin dahi bazen boğuştuğu ve kuvvetlinin zayıfı öldürüp yediği olur.
220 türü bilinen baykuşlar, bütün kıtalara yayılmışlardır: Kutup bölgelerinden ekvatora, deniz seviyesinden 5 000 metrelik yükseklere kadar her yerde yaşarlar. Ormanları tercih ederlerse de, bozkırlardan, çöllerden, çıplak dağlardan ve kalabalık şehirlerden de eksik olmazlar. Avrupa ile Asya’nın çok kuzeylerinin baykuşları gerçek anlamda göcücü değillerse de, kar yağışlarında yurtlarını bırakarak daha güneylere inerler.
Tabiat bilginleri, baykuşları çok kere gerçek baykuşlar (Strigidae) ve peçeli baykuşlar (Tytidae) diye iki ayrı aile halinde ele alırlar.baykuş

Baykuş, Strigiformes (gece yırtıcıları) takımından gece avlanan yırtıcı kuş türlerine verilen ad.

Başları büyük ve tüylüdür. Kuyrukları kısa olmakla beraber, kanatları enli ve uzundur. Bir kısmının kanat açıklığı, bir adam boyuna ulaşır. Serçe kadar küçük olanları da vardır. Gagaları kıvrık, pençeleri keskin kanca tırnaklı ve döner parmaklıdır. Kuvvetli pençeleri adeta avına kenetlenir.

Baykuşlar tam bir sessizlik içinde avlanır. Bütün vücudu yumuşak ve ince tüylerle kaplıdır. Tüyler, uçuş sırasında tabii bir susturucudur. Uçuş esnasında kanatlarının “pırpır” sesi duyulmaz. İri gözleri, başlarının yanında değil önündedir. Aşırı büyüklükteki gözleri, göz oyuğunda hareket edemez. Araba farı gibi yuvalarında sabittir. Ama baykuş boynunu 270 derecelik alan içinde rahatça çevirerek çevresini kontrol edebilir. Dişi baykuş erkeklerinden daha iri olup, 2-10 yumurta yumurtlarlar. Kuluçka süresi 30-40 gündür. Yumurtadan çıkan yavruların göz ve kulakları kapalıdır. Yavruların yuvada kalma süresi farklıdır.

Tam karanlıkta görme kabiliyetleri yoktur. Az bir ışık avlarını yakalamaya kafidir. Gözlerindeki ağ tabaka sarı renklidir. Büyütücü özellik sağlar. Gözlerinde esas olarak çubuk (rod) duyu hücreleri mevcuttur. Bu hücrelerde “visual purple” yani “mor ışık görüntüsüne” sebeb olan kimyasal bir madde bulunur. Rod hücreleri, en küçük bir ışığı bile kimyasal bir sinyale çevirirler. Böylece insanın sadece bir ışık parıltısını fark ettiği yerde baykuş buradaki cismi bütün teferruatı ile görür. Bütün kuşlarda üst göz kapağı alttakine geldiği halde baykuşlarda olay tersinedir.

Baykuşların görme ve işitme kabiliyetleri son derece hassastır. Çok az ışıkta avlarını yakalayabildikleri gibi, zifiri karanlıkta da işitme duyularıyla yerini tespit ederek yakalarlar. Kulakları, en küçük hışırtıyı işitebilecek duyarlıktadır. Hassas kulaklarıyla, gecenin sessizliğinde uçan pervanenin kanat sesini veya bir tohumun çiğnenişini, hatta tam sessizlikde düşen iğnenin sesini bile işitebilirler.

Baykuşun geniş yüzü, nispeten sert ve kavisli tüylerle kaplıdır. Tüyler bir kepçe gibi sesleri toplar ve kulağa yansıtır. Bazı baykuş cinslerinin kulak delikleri öyle büyüktür ki, başın yan tarafını tamamen kaplar. Ayrıca baykuşların başı geniştir ve kulakları diğer kuşlara göre birbirinden daha uzaktır. Böylece ses dalgası bir kulağa çarptıktan sonra diğerine gelir. Baykuş bu son derece küçük zaman aralığı içinde sesin geldiği yönü tayin eder. Baykuşların ilginç özelliklerinden biri de kulaklarının perdeli oluşudur. İstedikleri zaman açar, istediklerinde kaparlar. Dinlenme halinde ve yavaş uçuşlarında kulak perdesini açar, hızlı uçuşlarında ise kaparlar.

Göz ve kulaklarının hassaslığının daha az işe yaradığı gündüzlerde, tüneklerinde uyuklar veya ağaç dallarında güneşlenirler. Tüylerinin rengi, bulundukları çevreye uygun olduğundan fark edilmeleri zordur. Haşin yırtıcı kuşlardır. Kendilerinden büyük hayvanlara saldırmaktan çekinmezler. 70 cm boyuna ulaşan puhu, yıkık yerlerde ve orman kenarındaki ağaçsız kayalıklarda yuva yapar. Tavşan, fare, ev kedisi ve kümes hayvanlarına saldırdığı gibi kartalları dahi kaçırtır. Gece yırtıcıları olmakla beraber kar baykuşları, gündüz de avlanırlar. Kar baykuşunun tabii yaşama çevresi, soğuk kutup bölgeleridir. Buranın gündüz geçen yaz ve gece geçen kış aylarında normal beslenmelerini devam ettirirler.

En büyük düşmanları gündüz yırtıcılarıdır. Gündüzleri bunlardan çekinen baykuşlar, gece olunca hınçlarını alırlar. Atmaca, şahin ve kartallara karanlıkta sessizce saldırarak tüneklerinde onları ustaca avlarlar.

Başları büyük ve tüylüdür. Kuyrukları kısa olmakla beraber, kanatları enli ve uzundur. Bir kısmının kanat açıklığı, bir adam boyuna ulaşır. Serçe kadar küçük olanları da vardır. Gagaları kıvrık, pençeleri keskin kanca tırnaklı ve döner parmaklıdır. Kuvvetli pençeleri adeta avına kenetlenir.

Baykuşlar tam bir sessizlik içinde avlanır. Bütün vücudu yumuşak ve ince tüylerle kaplıdır. Tüyler, uçuş sırasında tabii bir susturucudur. Uçuş esnasında kanatlarının “pırpır” sesi duyulmaz. İri gözleri, başlarının yanında değil önündedir. Aşırı büyüklükteki gözleri, göz oyuğunda hareket edemez. Araba farı gibi yuvalarında sabittir. Ama baykuş boynunu 270 derecelik alan içinde rahatça çevirerek çevresini kontrol edebilir. Dişi baykuş erkeklerinden daha iri olup, 2-10 yumurta yumurtlarlar. Kuluçka süresi 30-40 gündür. Yumurtadan çıkan yavruların göz ve kulakları kapalıdır. Yavruların yuvada kalma süresi farklıdır.

Tam karanlıkta görme kabiliyetleri yoktur. Az bir ışık avlarını yakalamaya kafidir. Gözlerindeki ağ tabaka sarı renklidir. Büyütücü özellik sağlar. Gözlerinde esas olarak çubuk (rod) duyu hücreleri mevcuttur. Bu hücrelerde “visual purple” yani “mor ışık görüntüsüne” sebeb olan kimyasal bir madde bulunur. Rod hücreleri, en küçük bir ışığı bile kimyasal bir sinyale çevirirler. Böylece insanın sadece bir ışık parıltısını fark ettiği yerde baykuş buradaki cismi bütün teferruatı ile görür. Bütün kuşlarda üst göz kapağı alttakine geldiği halde baykuşlarda olay tersinedir.

Baykuşların görme ve işitme kabiliyetleri son derece hassastır. Çok az ışıkta avlarını yakalayabildikleri gibi, zifiri karanlıkta da işitme duyularıyla yerini tespit ederek yakalarlar. Kulakları, en küçük hışırtıyı işitebilecek duyarlıktadır. Hassas kulaklarıyla, gecenin sessizliğinde uçan pervanenin kanat sesini veya bir tohumun çiğnenişini, hatta tam sessizlikde düşen iğnenin sesini bile işitebilirler.

Baykuşun geniş yüzü, nispeten sert ve kavisli tüylerle kaplıdır. Tüyler bir kepçe gibi sesleri toplar ve kulağa yansıtır. Bazı baykuş cinslerinin kulak delikleri öyle büyüktür ki, başın yan tarafını tamamen kaplar. Ayrıca baykuşların başı geniştir ve kulakları diğer kuşlara göre birbirinden daha uzaktır. Böylece ses dalgası bir kulağa çarptıktan sonra diğerine gelir. Baykuş bu son derece küçük zaman aralığı içinde sesin geldiği yönü tayin eder. Baykuşların ilginç özelliklerinden biri de kulaklarının perdeli oluşudur. İstedikleri zaman açar, istediklerinde kaparlar. Dinlenme halinde ve yavaş uçuşlarında kulak perdesini açar, hızlı uçuşlarında ise kaparlar.

Göz ve kulaklarının hassaslığının daha az işe yaradığı gündüzlerde, tüneklerinde uyuklar veya ağaç dallarında güneşlenirler. Tüylerinin rengi, bulundukları çevreye uygun olduğundan fark edilmeleri zordur. Haşin yırtıcı kuşlardır. Kendilerinden büyük hayvanlara saldırmaktan çekinmezler. 70 cm boyuna ulaşan puhu, yıkık yerlerde ve orman kenarındaki ağaçsız kayalıklarda yuva yapar. Tavşan, fare, ev kedisi ve kümes hayvanlarına saldırdığı gibi kartalları dahi kaçırtır. Gece yırtıcıları olmakla beraber kar baykuşları, gündüz de avlanırlar. Kar baykuşunun tabii yaşama çevresi, soğuk kutup bölgeleridir. Buranın gündüz geçen yaz ve gece geçen kış aylarında normal beslenmelerini devam ettirirler.

En büyük düşmanları gündüz yırtıcılarıdır. Gündüzleri bunlardan çekinen baykuşlar, gece olunca hınçlarını alırlar. Atmaca, şahin ve kartallara karanlıkta sessizce saldırarak tüneklerinde onları ustaca avlarlar

Balık kartalı

Gönderi Tarihi: Ekim 17th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: B

balık kartallarıBalık kartalı (Pandion haliaetus), iri bir kuştur: Yaklaşık olarak 60-61 santim uzunluğundadır, açılmış kanatlarının eni de 167 santimi bulur. Suyun yukarısında daireler çevirirken gayet hafif ve zarif bir uçuşu vardır. Balık tutmak için kendine öz tekniği kullanır.
Muhtemel bir av görünce, suyun yukarısında kısa bir süre durduktan sonra gürültüyle dalar. Bu kuşun vücudunun alt yüzündeki tüyler, suya çarpmanın basıncına karşı koyacak kadar yoğundur. Balık gibi kaygan bir avı bir kere yakaladıktan sonra tutmanın kolay iş olmadığı besbellidir. Tabiat bunun için balık kartalına son derece sivri olan uzun ve   kavisli   pençeler   vermiştir.
Balık kartalı’nı öbür kartalgillerden ayıran bazı vücut özellikleri vardır. Bu ayrılıklarla ilgilenen tabiat bilginleri bu kuşu ayrı bir aile (Pandionidae) olarak ele almışlardır. Balık kartalının başı ile vücudunun alt kısımları çoğunlukla beyaz, sırtı koyu kahverengidir. Her türlü yerde ürer. En fazla kıyı bölgelerinde bulunduğundan, yuvasını çok kere büyük göllerle nehirlerde yapar.balık kartalı

Ağaç Kurbağası

Gönderi Tarihi: Ekim 17th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: A

ağaç kurbağasıKara kurbağası  adı,  bufo  ailesine giren bir sürü yakın akraba kuyruksuz amfibyum’a verilir. Kara kurbağaları suda üremekle beraber, vakitlerinin en büyük kısmını alışık oldukları sudan belki kilometrelerce uzaktaki kara köşelerinde geçirirler. Derileri çoğu zaman sert ve pürüzlüdür. Bu deri nemli olmakla beraber, mukus’un yayılmasıyle kaygan hale girmemiştir.
Fakat sudan pek ender olarak uzaklaşan başka kuyruksuz amfibyum’lar da vardır. Bunlar dere ve ırmak ‘boylarında, gölcüklerin, bataklıkların içinde dolaşıp dururlar. Bunların derileri genel olarak yumuşaktır, iyice mukus’a bulanmıştır ve ele ıslak gelir.  Kurbağa  veya  asıl kurbağa  adiyle tanıman bu hayvanlar,  Rana  ailesinin üyesidirler.
Bufo  ile  Rana  grup adlan, belirli basa kara kurbağaları ve kurbağalar için kullanılmakla beraber, daha yaygın  kara kurbağası  ve  kurbağa  adları çok kere rastgele kullanılmaktadır. Meselâ, çok kere ağaçların üzerinde yaşayan  Hyla  grubu üyelerine kâh  ağaç kurbağaları  kâh  ağaç kara kurbağaları  denilmektedir. Birleşik Amerika’nın güney doğu bölgesinin yerin altında yuva yapan bazı sivri burunlu türlerine de ya  darağızlı kurbağa  ya da  darağızlı kara kurbağası  denilir. Fakat bütün kuyruksuz amfibyumlar toplu olarak ele alındıkları vakit  kurbağa  dırlar.

Ağaç kırlangıcı

Gönderi Tarihi: Ekim 17th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: A

ağaç kırlangıcı

Ağaç kırlangıçları (Iridoprocne bicolor), nispeten büyüktür. Bir türü 19 santim uzunluğundadır. Renkleri sırtlarında mor parıltılı parlak çelik mavisi, karınları parlak bir beyazdır. Bu kırlangıcın yuvası suya yakın bir kütüğün içindeki oyukta ise de, insanlar tarafından hazırlanmış kuş evlerine de rağbet eder. Sonbahar gelince, bu ağaç kırlangıçları kalabalık gruplar halinde bataklıklarda, ya da telefon tellerinin üzerinde toplaşır, kısa bir süre sonra ise güneye doğru yola çıkarlar.

Kırlangıçlar, göçmen kuşlardır. Uzun mesafelerde uçabilmeleri için uzun kanatları vardır. Kırlangıçların bir çok türü bulunmaktadır. Ahır kırlangıcı, ağaç kırlangıcı, ev kırlangıcı bunlardan bazılarıdır.

* Kırlangıçlar çeşitli ortamlarda yaşamlarını sürdürürler. Dağlarda, ormanlarda, bataklıklarda ve şehirlerde yaşarlar.

* Kırlangıçlar böceklerle beslenirler.

* İyi gelişmiş uzun kanatları göç sırasında çok uzun mesafelerde yorulmadan uçmalarını sağlar.

* Kırlangıçlar genellikle alçaktan ve çok hızlı uçarlar. Günlerinin büyük kısmını uçarak ve ağaç dallarında elektrik telleri üzerinde tüneyerek geçiren kırlangıçlar yalnızca yuva yapmak amacıyla çamur toplamak için yere inerler.

* Kırlangıçlar, ülkemize Nisan Mayıs aylarında gelirler. Sonbahar geldiğinde kışı geçirmek için sıcak iklimlere göç ederler.

* Göç sırasında bir günde yaklaşık 300 kilometre yol kat ederler.

* Birçok kırlangıç göçtükleri yere varınca göç etmeden önce yaptıkları yuvalarını yeniden bulur. Yuvasını bulamayanlar yeni yuva yaparlar.

Kırlangıç yuvaları

* Kırlangıç yuvaları çok ilginçtir. Şehirlerde yuvalarını genellikle evlerin çatılarına ya da saçaklarına yaparlar. Ahır kırlangıcı yuvasını genellikle karanlık kuytu kovuklara yapar.

* Kırlangıçlar yuvalarını gagalarıyla taşıdıkları çamurla yaparlar. Bir yuvayı yapmak için çamur kaynağına defalarca gidip gelmeleri gerekir.

* Ağaç kırlangıçları yuvalarını ağaçlara yaparlar. Yuva yapmak için çam yaprakları ve otları kullanırlar.

* Yuvalarının içini bitki lifleri ve beyaz tüylerle döşerler.

Kırlangıç yavruları

* Bir dişi kırlangıç ortalama dört ya da sekiz yumurta yumurtlar. Dişi kırlangıç kuluçkaya yatarak yavruların yumurtadan çıkması için olgunlaşmasını sağlar.

* Avrupa’da yaşayan kırlangıçların sadece dişileri kuluçkaya yatar. Buna karşılık Kuzey Amerika’da yaşayan kırlangıçların dişi ve erkeği kuluçkaya yatma görevini paylaşır.

* Kuluçka dönemi türe bağlı olarak 15 ile 30 gün arasında değişir.

* Dünyaya gelen kırlangıç yavrularını anne kırlangıç taşıdığı yiyeceklerle besler.

* Bir dişi kırlangıç, yavrularına yiyecek taşıyabilmek için bir günde yaklaşık 300 kilometre yol kat eder.

Kaliforniya Kondoru

Gönderi Tarihi: Ekim 17th, 2007 Yazar: admin Kategorisi: K


Kaliforniya kondoru (Gymnogyps californianus), Yeni Dünya akbabaları (Cathartidae) familyasından yırtıcı bir kuş türüdür.
Kaliforniya’nın büyük bölümü ile Oregon (ABD) ve Meksika’nın bazı parçalarını kapsayan Kaliforniya Floristik Eyaleti’nin ormanları ve sulak alanları, Kaliforniya kondoru gibi çok önemli türlerin yanı sıra, 2100′den fazla bölgeye özgü bitki türünü barındırıyor. Uluslararası Çevre Koruma Örgütü bu alanı, yeryüzünün biyolojik çeşitliliğine sahip 34 sıcak noktasından biri olarak belirledi. Bölgedeki türlerin pek çoğu tarım ve gelişigüzel yayılmanın tehdidi altındadır.
Kaliforniya kondoru (Gymnogyps), Güney Amerikalı akrabası kadar iriyse de şaşılacak kadar az kişi tarafından bilinir. Bu iri kuşlar bir zamanlar Birleşik Amerika’nın bütün güney batısında yaygınken, vurulmaları veya kurtlar için hazırlanan zehirli yemleri yemeleri sonucunda elli tane kadar kalmışlardır.